Modernleş(tir)meye tepkimiz…

8 Mayıs 2007

Modernleş(tir)meye tepkimiz…
Kenan Çamurcu / kenan.camurcu@fikritakip.com

Modernleşme, biz Müslüman milletler açısından, Batı tarihi tecrübesi için taşıdığı anlamdan çok farklı bir manaya geliyor.
Modernleşme, Batı tarihi tecrübesi bakımından, dinin evren kavrayışının terkedilmesi ve gündelik hayatı ilgilendiren bir kurucu öğe olmaktan çıkarılması sürecidir. Kainata “Allahın kitabı” gözüyle bakmaktan vazgeçen bu yeni (modern) anlayış, eski dünyanın düzenini toptan değiştirecek radikal bir adım atmıştı. Aşağı yukarı 15. yüzyıldan itibaren başladığı varsayılan bu süreç, yeni “medeniyet”in inşası için ihtiyaç duyduğu kaynağı, dünyanın zengin bölgelerini “keşfederek” sağladı. Bu yeni “medeniyet”, 19. yüzyılda sanayileşme ve teknolojik gelişmelerde sıçrama yapmasını büyük oranda bu zaman zarfında yağmaladığı kaynaklara borçludur.
Bu uygarlığın kuruluş macerası, günümüzde kendisinden sıkça sözedilen “uygarlıklar savaşı”nda Batı yakasının hikayesidir.
Bilindiği gibi, aklın denetiminde ahlakın rolüne son veren yeni “medeniyet”, insanlığın anlam arayışını bırakmasının ürünüdür. Buna göre, özlenen cennet yeryüzünde kurulabilir ve kurulmalıdır. Bunun için de insanı ve onun maddi gereksinimlerini eksen alan yeni bir düşünce ve uygarlık inşası gerekir. Adına modernleşme dediğimiz ideoloji, işte bu uygarlığı ve onun insanını icat etmek için her şeyi meşru saymıştır.
Başka ülkelerin işgal ve talan edilmesindeki gayri ahlaki ve anlam dışı bütün girişimler modern dönem insanının sınırsız, denetimsiz ve kontrolsüz algı dünyasıyla yakından alakalıdır. Modern insan ve onun uygarlığı, başka medeniyetleri yok etmekten çekinmemiş ve o medeniyetlerin ve toplumların zenginliklerini arsızca çalmada bir beis görmemiştir. Üstelik bütün bunları da sözkonusu toplumları “uygarlaştırma” adı altında yapmıştır.
Binlerce yıllık tarihsel köklere sahip medeniyetlerin karşısına geçip o toplumları uygarlaştırmaktan sözetmelerinin iki nedeni vardır. Birincisi, bu medeniyetleri, sömürüye dayalı kendi uygarlıklarının önünde engel gördüklerinden ve bu medeniyetlerle rekabet edemeyeceklerini bildiklerinden onları medeniyet saymayarak psikolojilerini rahatlatıyorlar. İkincisi, savaş açtıkları medeniyetler, kendi uygarlıklarının felsefi temellerinden uzak, insanın yaratılış hakikatine yakın durduklarından bu medeniyetleri “uygar” kabul etmiyorlar.
Bu her iki durumda da tek uygarlık olarak kendilerinkini kabul ederek, bu uygarlık dışında kalan medeniyetleri ve toplumları “uygarlaştırma”yı meşru görebiliyorlar. Bütün o işgal, talan, yağma, kıyım, yıkım ve katliamların ardında, kendileri dışındaki toplumları uygar ve medeni, hatta insan saymamaları gerçeği vardır.
Haktan ve hakikatten uzak bu yeni uygarlık, “coğrafi keşifler” adı altında yağmalama seferleri gerçekleştirmiş ve bu seferler sırasında medeniyetlerin insan, bilgi ve tabiat zenginliklerini acımasızca talan etmiştir.
Bugün ABDnin önderlik ve öncülüğünü yaptığı Batı uygarlığı, aynı yağmalama, yıkım, tahribat, kıyım ve katliamlara devam ediyor. 60lı yıllarda Vietnam, Japonya ve Kore gibi ülkelerin şahsında Doğu Asyaya yönelen “uygarlaştırma” saldırganlığı, şimdilerde Ortadoğuya ve İslam dünyasına odaklanmış durumdadır.
Bu bakımdan, bugün ABDnin öncülüğü ve önderliğini yaptığı Iraka karşı modernleş(tir)me savaşını, geçmişin uygarlaştırma saldırganlığından farklı görmemek gerekir.
Görüldüğü gibi, tarihsel bakımdan Avrupa başta olmak üzere genel olarak Batı dünyasının modernleşme tecrübesi ile İslam dünyasının modernleşme tecrübesi arasında önemli bir farklılık vardır. O da, Batının kendi dinamikleriyle gerçekleştirdiği kendine özgü bir tarihsel tecrübenin İslam dünyasına sıcak savaş, psikolojik savaş, propaganda ve dayatmalarla empoze edilmesidir. İslam dünyasının Batı dünyasınınkine benzer biçimde modernleşmesini bekleyen Batı dünyası, bunun olmadığını, olmayacağını görünce kolları sıvayarak barışçı ve diyalog yanlısı İslam kültürüne karşı topyekün savaş açmıştır.
2001 Eylülünde New Yorka yapılan terörist saldırı bahane edilerek girişilen savaşların gerekçeli kararı özü itibariyle şudur: Müslüman dünya Batı dünyası gibi ahlakın denetiminden çıkarılmış aklı eksen almadığı ve hayat anlayışını bunun üzerine kurmadığı için teknolojik gelişimini gerçekleştirememiştir. Böyle bir sürecin yaşanmamış olması ekonomilerin gelişmemesine, bu da gündelik hayatın kalitesinin düşük olmamasına yolaçmıştır. Ekonomilerinin gelişmediği, siyasi rejimlerinin şeffaf olmadığı, toplumların geleneksel ve kapalı olduğu bu ülkeler terörizmin kaynağı olabilmektedir. Öyleyse Batı tipi modernleşme modeli uygulanarak Müslüman ülkelerin modernleşmesi, dolayısıyla da demokratikleşmesi sağlanması ve böylelikle de küresel barış güvence altına alınmalıdır.
ABDnin öncülük ettiği koalisyon ülkelerinin işgali altındaki Irakta 600 binin üzerinde Iraklının hayatını kaybetmesine, askeri operasyonlar sırasında kimyasal silahlar kullanılmasına, Irak dışında İran, Filistin ve Lübnana ağır baskılar uygulanmasına, hatta zaman zaman saldırılar düzenlenmesine ve daha başka sayısız saldırganlık örneklerine açıklama getiren gerekçeli karar budur. Batı dünyası, bu yaklaşımla biz Müslümanların kendilerininkine benzer bir modernleşme süreci yaşamamıza gerek görüyor. Eğer bu süreci yaşamayı başaramazsak askeri baskıyla bunu zorla yaşatacağını ikaz ediyor. Müslüman dünya, bütün o askeri ve zecri tezahürler bir yana bırakılırsa aslında bir terörizm türü olarak Modernleşme baskısıyla karşı karşıyadır.
Bu açıdan bakınca modernleşmeye karşı tepkimizin ne olması gerektiğine dair ipuçlarını bulabiliriz. Batı dünyasının Müslüman dünyaya karşı yürüttüğü terörizm türü olarak modernleşme, bizden kainata, hayata ve insana bakışımızı değiştirmemizi bekliyor. Yani kendilerine benzememizi istiyor ve eğer böyle yaparsak kendileri gibi gelişeceğimizi müjdeliyorlar. Eğer onlara benzersek demokrasimiz de, ekonomimiz de onlarınkine benzeyecek; böylece de hem biz mutlu olacağız, hem de onlar güvenlik krizini aşacaklardır.
Eğer Müslüman bir toplum, kainat anlayışından Allahı ve onun mukaddes dinini çıkarırsa, aklını ahlakın denetiminden uzaklaştırırsa, gündelik hayatını tanzimde Allahın emirlerini ve Resulullahın (sav) sünnetini yok sayarsa, ekonomiyi vicdan ve ahlakın sınırlamasından söker alırsa Müslümanlığından geriye ne kalır?
Müslüman kalmayan bir Müslüman toplum, modernleşmekten ne fayda görebilir? Yahut dünyevi bir fayda görse bile ahiretini berbat etmiş olduktan sonra böyle ağır bir bedele karşılık kazanacağı dünyevi menfaat hangi derdine derman olabilir?
Batı dünyası, Müslüman dünyayı işte böyle bir tercihle karşı karşıya bırakıyor.
İslam dünyası kuşkusuz bir terörizm türü olarak Modernleşmeye karşı tepkisini ortaya koymalı, zihniyle de fiilen de bu projeyi reddetmelidir. Fakat bunun anlamı, demokratikleşme, insan hakları, şeffaf toplum, çoğulcu siyasi rejim, açık ve adil bir ekonomi gibi ilkeleri bırakıp; kapalı toplum, totaliter ve otoriter yönetim, yolsuzluk ekonomisi, tek tipçi siyasi rejim gibi olumsuzlukları savunmak değildir. Müslüman toplumlar, kendi tarihsel tecrübelerindeki parlak örneklere bakarak modern dünyaya en uygun karşılığı verecek ve anlam dünyasını yeniden ayağa kaldırabilecek birikime ve deneyime sahiptir.
Modernleşme dayatmasına en doğru tepki, asla içe kapanma ve Batı dünyasınınkine benzer bir şiddete başvurma değildir. Müslüman toplumlar, adaletsiz ve eşitsiz küresel düzene, adalet ve eşitlik bayrağını yükselterek karşılık vermelidir.
Gelişme ve refahı sağlamanın, sosyal hayatın kalitesini yükseltmenin, iyi eğitimin, çoğulcu siyasi rejimin, insan haklarını temin etmenin ve daha pekçok toplumsal kapasiteyi arttıracak adımın başka toplumların haklarını gaspederek elde edilmesi Müslüman zihin dünyasının kabul edeceği bir şey değildir. Müslüman zihin, kendi modernliğini kurarken Batının gittiği yolu izleyemez. Batının tarih boyunca sürdürdüğü haksızlıkları, zulümleri, gaspları, talan ve yağmaları, kıyım ve kırımları yapamaz.
Müslüman hayat kavrayışı, kendi inancını kabul ettirmek için bir dayatma türü ve bir çeşit terörizm olan modernleştirme, uygarlaştırma benzeri sapkınlıklara sapamaz.
Batının modernleştirme terörizmine tepkimiz, küresel barışın tesisi için adil bir uluslararası düzen kurulması meselesine odaklanmak şeklinde tezahür etmelidir.
Ama en önemlisi, merhum düşünür Ali Şeriatinin dediği gibi, Batının modernleşme dayatmasından ne korkmalı ve içimize kapanmalı, ne de onlara benzeyerek bu hücumu savuşturduğumuzu sanmalıyız. Her ikisi de hastalıklı bir durumdur. Müslümanlar, kendi tarihsel ve kültürel hakikatlerine sıkı sıkıya sarılıp özlerine dönerek kendi modernitelerini kurabilir, dini düşüncelerini ve hayatlarını ihya edip tecdidi gerçekleştirebilirler.

Entry Filed under: dergiden. .

1 Comment Add your own

  • 1. tovorinok  |  5 Temmuz 2007 at 7:02 am

    Hello

    Great book. I just want to say what a fantastic thing you are doing! Good luck!

    G’night

    Yanıtla

Leave a Comment

Required

Required, hidden

Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


Merhaba

paylaşımlarımızı buluşturmak için
    ustagd.gif

Son Yazılar

Popüler Yazılar

Son Yorumlar

ilke on ÇANAKKALE ZAFERİ YARIŞMASI SON…
ilke on ÇANAKKALE ZAFERİ YARIŞMASI SON…
esra on HATiM EKLE
ramazan yucel on 57. alay sancağımızı geri…
Fatma ÇAPRAZ on iLETiŞiM

c

Sayfalar

Arşiv

bağlantılar

 

Mayıs 2007
M T W T F S S
« Apr   Jun »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

haberler

RSS son dakika

Meta

ziyaret sayısı

ANADOLU GENÇLİK DERNEĞİ

    agd-logok.jpg

ANADOLU GENÇLİK DERGİSİ

HATİM EKLE