Bıyık fetişizmi ve örtü
8 Mayıs 2007
Bıyık fetişizmi ve örtü
Leyla Toprak / haber@anadolugenclik.com.tr
Sıkı sıkıya bağladı her gün olduğu gibi, son bir kez düzeltirken aynanın karşısında en sevdiği çiçek desenli başörtüsünü. Saate baktı, acele etmeliydi. Çok geç kalmıştı ceberrut güvenlik yine ekşitecekti yüzünü…
Her zamanki otobüs durağının değişen reklam duyuruları dikkatini çekerdi hep. Sarışın cazibeli kadın, güzelliğin anayasası olan(!)kozmetik dergilerinin koyduğu tüm kanunları, estetik fıkralarını harfiyyen yerine getirmiş bir Fondoten harikası olarak durmakta o bilboardda işte. Alışık olduğumuz reklam panosu dolgusu. Lakin bir gariplik yok muydu bu kadının yüzünde? Bir daha baktı.Ya kadın cinsinin ticari kaygılarla afişe edilip sömürülmesine karşı çıkan bir “cesur yürek” eline aldığı asetatlı kalemle o hatunun dudak üstüne yerleştirmiş kalın çizgileri, ya da ağır toplumsal mesajı olan kimi feminist kadın derneklerinin tertip ettiği (bu cümlede hiç de samimi olduğumu söyleyemeyeceğim) yine o kampanyalardan biriydi bu… Hafif muzip bir tebessümle ikinci koşulun daha uygun düştüğünü düşündü bu fotoğrafa. Hayli kutsal da bir amaca hizmet etmek için bir araya gelmiş bunca tanınmış, kadın olmanın verdiği eziklikle (!) pozitif ayrımcılığın peşine düşmüşlerdi. Tek cümleye sığdıracak olursak dertleri şuydu; “Demokratik temsilde baskın gelen erkek demografisi…”
Başörtülü kirli sakal bıraksa…
Öyle ya, dedi kendi kendine… Meclis kapısının bütün girişleri tutulmuş durumda zaten, çok ciddi bir demokratik kıyım yaşanıyor, konulan elektronik turnikeler önce kromozom tipine ikna olmazsa, yüz bölümündeki kıl sayısına bakıyor ve buna göre gerçekleştirdiği bir eleme sistemi(?) ile kadın ırkından steril kurtarılmış bir bölge oluşturuyor bugün parlamentoda….
Varsayalım es kaza tüm o mühendislik mucizesi güvenlik kodlarını kırarak, binbir eza cefa ile ancak ulaşılan “açıl susam açıl” parolasının gücü ile o devasa taş kapıdan girenleri içerde oligarşinin ateşten çemberi beklemekte -yoksa kızgın ateş üzerinde harıl harıl kaynayan dev bir cadı kazanı mı demeli?- Diye düşüncelere dalmışken otobüsün yanaştığını farketti. Kartını çıkartırken çantasından o panodan kendini alamıyordu bir türlü, devam etti, tüm bu karşılama töreni, başınızda ince kumaştan dokunmuş doksana doksan bir bez parçacığı varsa gerçekleşiyordu… Yerleşmiş jargonla başörtüsü demeyi tercih ederiz elbet, ancak o oligarşik çember her nedense ısrarla, bir Fransız kafa örtücü olan türbanı kullanmayı uygun görür. Böylelikle içten içe siyasi bir misyon yüklediklerini sanırlar tamamı ile dini bir obje olan başörtüsüne…
Ve kendini düşündü, bıyık da taksa sökmezdi sisteme biliyordu. Hayal etti -isterseniz deneyelim hep beraber- , şöyle ki; elimizde mevcut materyal vardır zaten. O reklamcılık sınırlarını zorlayacak kadar ileri teknolojide hazırlanmış(!) malum afişten yola çıkarak alalım elimize asetatlı kalemlerimizi, önce sarı saçları derleyip toplayalım şöyle bir güzel ve daire içine alıp koyulaştırmaya başlayalım tesettüre girdiğine(?) emin olduğumuz eserimize sonra şöyle bir iki adım geri gidip bir elimiz çenede, diğeri belimizde bilgiç ressam tavrı ile bakalım…
Başında örtüsü ile hazırdır bıyıklı hanımımız, Mecliste ezilen kadınları temsil etmeye! Yo öyle değildi işte, değil bıyık takmak sistem dahilinde, başörtüsü takan bir hanım kirli sakal bıraksa yine giremeyecekti o kapıdan denenmişti, görülmüştü. Ha nolurdu en iyi ihtimalle, yıllar sonra bir ecnebi mahkemesi lütfeder ve komik bir tazminat miktarı ile mağdureyi haklı çıkarır, şu kadarcık zaferle idare etmesini beklerdi…
Meclisin Beyaz Kadınları
Hakimiyet kayıtsız şartsız erkeğin miydi? diye merak etti. Haksızlık olurdu bu, değildi. Yukarıdaki uygulama sadece ülkenin öteki, ezik, zenci kadınlarına (ki kendisi de dahil bu gruba) yönelikti. Yoksa vardı örnekleri, bugüne dek memleketin Beyaz Mebus Kadınlarına dair; şehir içi uzun otobüs yolculuklarının vazgeçilmeziydi gazetesi, konuya dair şu satırlar taşı gediğine koyuyordu, “Yakın tarihin en medyatik kadın siyasetçisi, Tansu Çillerden sonra Ayseli Onbaşıydı. DYPli Ayseli Göksoy, 28 Şubat sürecinde koluna diktirdiği onbaşı rütbesiyle dolaşmıştı. Bugün bıyıklarıyla gazetelerde gördüğümüz kadınların, biraz daha alımlı ve eğitimli olmaları dışında farkları yoksa, onbaşı değil de çavuş pırpırı takacaklarsa, kadınların büyük çoğunluğunu oluşturan başörtülülerden nasıl oy isteyecekler? İstediler diyelim, onları nasıl temsil edecekler? Başörtüsü konusu açıldığında önlerine bayat yemek konulmuş gibi yüz ekşitmeleri kampanyanın başarısını fazlasıyla etkileyecek. Bu haliyle oyunuzu bize verin, siz evinizde oturup çocuk bakın diyen doğuştan bıyıklılardan bir farkları kalmıyor. Baraj gerçeği pek çok partinin ince hesaplar yapmasını kaçınılmaz kılıyor. Yüzde 1lik oy artışı için onlarca plan kuruluyor. Bıyıklılar, gerçekten kadınları temsil vasfına sahip olsalar, partiler onları aday göstermek için yarışır.”( Bülent Korucu)
Merak etti, akla ziyan memleket projeleri mi vardı hali hazırda ellerinin altında kadınların, hayır elinin hamuru ile diye başlayan klişe erkek cümlelerinin sığlığına sığınmak çabası değildi bu, sırası gelmişken bugünün mevcut “Meclis Teyzeleri neler yapmakta?” diye düşündü. Bu kutsal bilgiyi de Perihan Mağdenden almalı; “Meclisimizde bulunan ideal kadınlarımızdan örnek verelim: Canan Arıtmanın diyelim CHPli/silahlı/külahlı Arıtmanın meclisimizdeki varlığı kadın hareketine bir katkı mı sağlıyor; ya da gönendiriyor mu bizi kadınlar olarak? Nimet Çubukçu peki, başı açık bir AKPli ve fakat kadın bir milletvekili mi?
Rice, Çiller, Benazir Butto; evet tüm bu sağcı/korkunç/alavereci kadınlar cinsiyet olarak bizim cinsimizden, ama kuşandıkları kimlik politikacı olarak erkeklerden daha erkek, daha erk düşkünü/bağımlısı, daha statükocu, nerde şşrakkk, orda bırak ve hatta hiç bırakma paşam değil ise, nedir, söyler misiniz?”
Hayat, kadından ne ister?
Frenle irkildi.
Peki çare, alternatif kampanyalarla daha evvel başörtüsü sorununa açık desteklerini esirgemeyen(!) diğer mahallenin entelektüel hanımlarını yeniden bir araya toplayarak başlarını örtmek sureti ile dostane pozlar verdirmekte miydi?
Bakın 15 saniyeliğine de olsa acılarınızı anlıyoruz mesajı taşıyan, ilk etapta sempatik de gelen “ne de güzel yakışmış ama falancaya” hissi ile gülümseten o anı niyetine çektirilen fotoğrafta yer alıyor olmaları mı çözecekti bu insan hakları ihlalini? Hem öyle ya başörtüsü sorunu denen şey erkekler arası tipik bir iktidar savaşından ötesi değildi. Bilinçaltında bu dürtü ile yaşayan hangi kadın bu yaraya merhem bulabilirdi ki? Yolculuğu bitip okula ulaşırken şu kanıya vardı; önce kadınlar kendi aralarında birbirlerini eşitlemeliydi, tabii hayata geliş gayesine bir kez daha dönüp bakarak. Hangi kutsal kitapta kadınların yegane görevinin devletler kurup- yönetmek, ülkeler almak zaferler kazanmak olduğu yazıyordu ki hem?
Gerçek ve en kalıcı liderlik yolunda “daha nitelikli nesiller için nasıl ideal anne olunur?”un kampanyasını düzenlemek neden kimsenin önce aklına, sonra işine gelmezdi ki?
Derken ilerlemeye devam etti, o derme çatma engizisyon kulübesine doğru. Kitaplarının arasına sıkıştırdığı siyah peruğu çıkararak taktı başına, çiçek desenli örtüsünü saklarken, aynada son kez baktı yüzüne afiştekini hatırladı…
“Ezilen hangi kadındı?”
Entry Filed under: dergiden. .


Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed