Tarihi laikleştirmek
25 Nisan 2007
Tarihi laikleştirmek
D. Mehmet Doğan / mehmetdogan@anadolugenclik.com.tr
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 90. yılına yaklaşıyor. Artık, 23 Nisan 1920yi gören çok az kimse kaldı. O yıl doğanların çoğu da hayatta değildir. Türkiye neredeyse 80 yıldır 23 Nisanı “Milli hâkimiyet ve Çocuk Bayramı” olarak kutluyor.
Bu “bayram” her ne kadar “çocuk bayramı” olarak kutlanıyorsa da temelde siyasî muhtevalı bir bayramdır. Çocuklara eski kötü yönetimin yerine yeni iyi rejimin benimsetilmesi, sevdirilmesi esas alınmıştır. Şöyle bir hatırlarsak, eskiden padişah ve onun adamları ülkeyi idare ediyorlardı. Bu keyfi ve zorbaca bir idare idi. Müstebit padişahların sözleri kanundu. Herkes onlara itirazsız uymak zorundaydı; uymayan hayatını kaybederdi. Padişahlar kendi menfaatleri için ülkeyi yabancılara peşkeş çekmişlerdi. Halbuki cumhuriyetten sonra halk kendini yönetiyor, seçiyor, seçiliyor. Hatta kadınlar bile seçimlere girebiliyor. Eskiden bağımlıydık, şimdi bağımsızız vs. vs…
Burada dikkat edilirse, mevcut rejimin aklanması, eski yönetimin karalanmasına dayandırılmaktadır. Yeni rejim, eski yönetimi/rejimi kötülümeden aklanamamaktadır, yüceltilememektedir.
Bu bayramın ilk defa kutlandığı 1930lar Türkiyesini dikkat alırsanız, bu kıyaslamaların nasıl temelsiz olduğunu görmeniz güç olmaz. Cumhuriyetten sonra halk gerçekten kendisini yönetebilmiş midir? Türkiyede serbest seçimler yapılabilmiş ve halk istediğini seçebilmiş midir? Erkeklerin seçme seçilme hakkı sözkonusu mudur ki kadınlar seçip seçilebilmiştir? Hâkimiyet-i milliye (ve çocuk) Bayramının ilk kutlandığı dönemlerde hâkimiyet gerçekten millette mi idi? Yoksa bir zümre iktidarı mı sözkonusu idi?
Bu sorulara cevap vermeyi halen üniversitelerde “inkılap tarihi” dersleri okutmaya devam eden hocalara bırakıyoruz. En iyisini tabiiki onlar bilirler! (Maaşallah sayıları da bir hayli kalabalıktır, bu hocaların. Çünkü üniversitelerde inkılap tarihi enstitüsü kurmak mecburidir.)
Bu değerli hocaların aşağıda ifade edeceğimiz konuları da çok iyi bildiklerinden şahsen benim hiç şüphem yoktur:
1. Türkiye, 23 Nisan 1920de nasıl bir yönetime sahipti? Padişah 6. Mehmed mutlak bir hükümdar mıydı, yoksa meşruti bir yönetimin devlet reisi mi idi? Osmanlı Devletinin bir anayasası var mı idi?
2. Osmanlı Devleti´nin son Meclisine Mustafa Kemal Paşa da seçilmiş miydi? Yani Ankarada Meclis toplanmadan önce istanbulda bir parlamento var mıydı?
3. İstanbuldaki parlamento Ankarada daha sonra toplanan, Büyük Millet Meclisinin1 savunduğu Misak-ı Millî ilkelerini ortaya atmış ve kabul etmemiş miydi?
4. Mustafa Kemal Paşa, Samsuna gizlice ve herkesi kandırarak mı çıkmıştı?
5. Ankaradaki ilk Meclis açılırken İstanbul´daki Padişah Halifeye nasıl bir tavır takınılmıştı?
6. Bugün Kurtuluş Savaşı müzesi olan ilk Meclis binasının toplantı salonunda Mustafa Kemalin vecizeleri mi asılıydı, yoksa bir âyet-i kerime mi?
7. İlk Meclis, laiklik üzerine yemin ile mi açılmıştı? Açılışta ne üzerine yemin edilmişti? Onu bir tarafa bırakalım, Meclis kürsüsünün üstünde ne vardı?2
Hocalar bu konular üzerinde düşünürler mi? Düşünür ve gerçekleri anlatmaya başlarlarsa, yani “laikleştirilmiş Millî Mücadele tarihi”nin dışına çıkarlarsa, “fikri hür vicdanı hür” kişiler olarak işlerine devam edebilirler mi? Laikleştirilmiş tarih yerine gerçek tarihi anlatmanın, öğretmenin onurunu taşımak için hayatını ortaya koyan kaç inkılâp tarihçisi, kaç ilim adamı ortaya çıkabilir?
(1) Meclis açıldığında adı “Büyük Millet Meclisi” idi. “Türkiye” isme sonradan eklendi.
(2) Büyük Millet Meclisin açıldığı gün, kürsünün üstüne, Hacıbayram Camiinden getirelen Sancak-ı Şerif ve “Lihye-i Saadet” yani Peygamberimizin sakalının teli dualarla konulmuştu.
Entry Filed under: dergiden. .


Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed