Çek elini artık örtümden!
28 Şubat 2007
Çek elini artık örtümden!
Ayfer Karaarslan / ayferkaraarslan@anadolugenclik.com.tr
İnsanlar inancından dolayı niçin hep horlanır? İstediği gibi giyinmek, yaşamak başkalarının olduğu kadar onun da hakkı değil midir? Yıllardır çektirilen bu çilenin nedeni nedir? Yetmedi mi yaptırılanlar, yapılanlar? Kirli elleri başörtülerin üzerinden çekmenin vakti gelmedi mi? 28 Şubat savaşçılarının bile çoğu yaşlandı. Geleceğe umutla bakan yüz binlerce genç hayallerini okul ve üniversite kapılarında bıraktı. Emekler boşa çıktı. Eğitimler ya başlamadan bitti ya da yarıda kaldı. Direnenler fişlendi, haklarında soruşturma açıldı. Birçoğu hapsedildi. Hatta idam cezasıyla yargılananlar oldu. Onların zafer olarak nitelendirdiği talihsizlik, kafalardaki başörtülerin bir kısmını çıkardı. Ancak beyinlerdeki, gönüllerdeki başörtüleri bir türlü silip atamadı.
Rektörler! İlk hedef başörtüsü
28 Şubat maalesef birçok önemli olayın dönüm noktası oldu. Hedefler kati suretle çizilmişti. En tehlikeli gidişat irtica olarak görünüyordu. Bunun için önü hemen kesilmeliydi. Ama nasıl? Kafalardaki ampuller başörtüsünü işaret ediyordu. Çünkü 1950lerden bu yana kırsal kesimden kente göç eden kadınların okuma yazma oranları yükseliyordu. Bu oranın içinde başörtülü olanların sayısı da hayli fazlaydı. Ya eğitim ya başörtüsü sorunu İmam Hatip liselerinde bulunmadığı için genellikle örtülü bayanlar bu okulları tercih ediyordu. ÖSS-ÖYSdeki başarıları da artınca büyük illerdeki bazı okullar talep nedeniyle birkaç şube açmak zorunda kalıyorlardı. Üstelik yükseköğretim kurumlarında da boy göstermeye başlamışlardı. Hemen duruma el konulmalıydı. Daha önce 12 Mart muhtırası ve 12 Eylül askeri darbesinin yapamadığı yapılmalıydı. Bu yüzden 28 Şubat 1997 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında topyekün savaş ilan edildi. “Kıyafet Kanununa aykırı olarak ortaya çıkan uygulamalara kesinlikle mani olunmalı” kararının altına imzalar atıldı. Tüm üniversite rektörlerine iletilerek karar uygulamaya konuldu. Kolları sıvayan YÖK Başkanı Kemal Gürüz işe rektörleri başörtülü öğrencileri üniversitelerine almayın uyarısıyla başladı. İÜ Rektörü Kemal Alemdaroğlunun eline de koz geçmişti. Önceleri saç, sakal uzatanları, küpe takanları da arada kaynatırken artık tek başörtüsü ile mücadele verecekti.
“Sahne: 28 Şubat” Kamera motor
Artık film başlamıştı. Alemdaroğlu bilime ara verip başörtüsü yasağına takmıştı kafayı. İrticayı(!) eğitimden uzak tutmak için tam anlamıyla her yol denendi. Yasakçı uygulamalardan yönetim kadrolarındaki öğretim görevlileri de paylarına düşeni aldı. Yetkileri gasbedilen 1 dekan ve 3 bölüm başkanı görevinden uzaklaştırılan ilk mağdurlardan oldu.
Şaşırtıcı ataklar için yöntemde değişikliğe gidilmeliydi. Alemdaroğlu işkence diğer adı ile ikna odaları kurdurdu. Hitler faşizmini andıran bu psikolojik baskı ile hesaba çekilen öğrencilerden bir kısmı fazla direnemedi.
Aralık 98de toplanan YÖK Yürütme Kurulu, ÖSYMnin yükseköğretim kurumlarına öğrenci alımıyla ilgili yaptığı bütün sınavların başvurularında “başörtüsüz fotoğraf” koşulunu getirdi. Ayrıca LES, TUS ve YÖS de de bu şart geçerliydi. Sınırlamaların yanı sıra öğrencilerin okuldan atılmasının altyapısı olarak toplu disiplin cezalarının verilmesi gündeme alındı. Böylece 1999 yılında başörtülü öğrencilerin kökü kazınmış olacaktı.
YÖK 98 yılı raporunu sunduğunda sinsi oyunun kurban rakamları da ortaya çıkmış oldu. İşte gurur tabloları:
Kılık- kıyafet genelgesine uymadığı gerekçesiyle 101i bir veya iki yarıyıl olmak üzere toplam 637 öğrenci okuldan uzaklaştırıldı. 1579 öğrenciye uyarı, 1017 öğrenciye kınama cezası verildi. 1006 öğrenci hakkında soruşturma açıldı. Disiplin yönetmeliğine aykırı davrandığı gerekçesiyle 25 öğretim görevlisi ve idari personel, üniversite öğretim üyeliği mesleğinden veya kamu görevinden çıkarıldı. 91 üniversite görevlisine aylıktan kesme, 140ına kınama, 216sına uyarma ve 9una da kademede ilerleme cezası uygulandı.
Kemal Gürüz başarı sağladığını düşünerek kararttığı hayatlar için şu yanlış cümleyi kurdu: “Türbanlı öğrenciler aydınlatıldı ve aydınlatılmaya devam edilecek.” Galiba Gürüz olayları tersten okumayı seviyordu. Ya da işine öyle geliyordu.
2001 yılına gelindiğinde yasak Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde de uygulanmaya başlamıştı. Üstelik burada ekranlardan tanıdığımız bir isim, Zekeriya Beyaz görev yapıyordu. Onun tutumu da diğerlerinden farklı olmadı. 10 Ocak sabahı yaklaşık 1500 kız öğrenciyi kapıda bir sürpriz bekliyordu. Kampüs girişinde polislerin “ya başınızı açarsınız ya giremezsiniz” engeliyle karşılaştılar. Onlar girmemeyi tercih etti. Başörtülü öğrencilerin direnişine 1100 erkek öğrenci de içeri girmeyerek destek verdi. Böylece arkadaşlarının cezalarına da ortak olmuşlardı.
Sıra İmam Hatiplerde
Tabii ki İmam Hatiplere de sıra gelecekti. Onlara el atmadan başörtülülerin kökünü kazımak mümkün değildi. 2000-2001 öğretim yılından itibaren yasakçı tutum bu nadide okullara da sıçratılmıştı. Pilot okullarda başlatılan uygulama zamanla tüm eğitim yuvalarını sardı. Bazı okullarda öğrenciler aynı üniversiteli ablaları gibi kapı önlerinde bekletildi. Başlarını açmak istemeyen kız öğrencilere ağır disiplin cezaları layık görüldü. YÖK elini attığı her dalı kurutuyordu. İmam Hatip Liselerini bitirme gayreti tüm meslek liselerinin de başını yaktı. Bu okullarda okuyan öğrenciler artık kendi branşları dışında her hangi bir fakülteyi tercih edemeyecekti. Çünkü etmesi halinde yaklaşık 24 puanı yok sayılacaktı. Bu da binlerce kişiden geride koşmak demekti. YÖK katsayı ile yetinecek gibi değildi. Türkçe-Sosyal ve Sosyal puanlarıyla öğrenci alan fakültelere girişi Eşit Ağırlıklı puan türüne çevirdi. Bu da yetmedi. Aslında İlahiyat Fakültelerinin de önü kesilmeliydi. Bunun için bazı İlahiyat Fakülteleri ile yüksek okullarını kaldırdılar. İlahiyat kontenjanlarına da sınırlama getirdiler. Plan başarıyla sonuçlandı. Engellemelerin ardından İmam-Hatiplere talep büyük ölçüde azaldı. 8 yıllık eğitime geçilmeden önce toplam 601 İmam Hatip Lisesi bulunuyordu. Tam 19 bin öğretmen görev yapıyor ve 512 bin öğrenci eğitim görüyordu. 2002-2003 öğretim yılında öğrenci sayısı 65 bine, okul sayısı ise 450ye düşmüştü.
Öğrenci ihracı kaçınılmazdı
İmam Hatiplerin önüne çekilen setler ve üniversitelerde süren başörtüsü baskısı öğrencilerin bir kısmının eğitimlerini yarıda bırakmalarına, bir kısmının travmalarla başlarını açmalarına ve bir kısmının da perukla okullarına devam etmelerine sebep olmuştu. Okuma haklarının böylesine gaddarca ellerinden alınmasına tahammül edemeyen başörtülülerin aklına ilk gelen çıkar yol yurt dışı oldu. Büyük masrafları karşılayabilen aileler çocuklarını Amerika, Avusturya, Kıbrıs, Suriye ve İrandaki fakültelere göndererek eğitimlerini devam ettirmelerini sağladı. Birçoğu ise yardım derneklerinin desteği ile hayal bile edemeyeceği bu okullarda burslu okudu. YÖK yasakları yurt dışına da uzandı. KKTCdeki üniversitelere başörtülü öğrencilere eğitim verilmemesi kararı aldırıldı. Buna rağmen birçok ülkenin kapısı türbanlı öğrencilere ardına kadar açıktı. Şimdi binlerce öğrenci okullarını tamamlamanın yanı sıra birkaç dil öğrenmiş ve kendini geliştirmiş bir şekilde dönüyor ülkemize. Ancak YÖKün diploma denkliği safsatasıyla bazı üniversitelilerin diplomalarını kabul edilmiyor. Onlar da okudukları yere geri dönerek orda çalışmak zorunda kalıyorlar.
Umutlar başka bahara
Göründüğü gibi üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen 28 Şubat sahneden hiç inmedi. Bu zulmü bitireceğini vadeden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan henüz başörtülü hanımını T.B.M.M kapısından sokmayı başaramamıştır. 2007 ye girmiş olmamıza rağmen yasakları delme konusunda bir arpa boyu yol kat edemedik. Umutlarımızı yine başka baharlara erteledik. Ancak kaybetmedik.
Entry Filed under: dergiden. .


Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed